Bir İlk Yardım Kazası

kaza, ilk yardım

Dün akşam abimin ısrarıyla hiç içimden gelmese de- dışarı çıkmaya karar verdim.Daha bir kaç dakika yürümemiştik ki caddenin ortasında bir kalabalık belirdi.Onlarca çocuk, kadın, erkek, yaşlı, genç ne kadar çeşit insan varsa hepsi oradaydı. Abim bir şey dağıtıyorlar diye düşündü ama bu akşam saatini ve yolun ortasında olduğunu düşününce ihtimal vermedik.Daha sonra pek istemesekte aklımıza gelen o ihtimal kuvvetlendi: Bir kaza! Yavaş yavaş yaklaşırken ne kadar büyük bir kalabalık olduğunu görünce şaşırdım . O kadarki neredeyse 5-6 metre yakına geldiğimiz halde ne bir araba nede bir yaralı gördük. Ardından abimin cesaretlendirmesiyle ve benim “5 yıl boşuna mı tıp okuduk” düşüncesi ve tıbbi ve insani sorumluluk duygularımın baskın çıkmasıyla kendimi bir anda kalabalığın ortasına atlamış bir şekilde buldum.

kaza anı kalabalığı

Bir an için orada zamanı durduralım. Hani kalplerin en hızlı attığı adrenalinin, kortizolün pik yaptığı anda. Ben yerde yatanların başına daha yeni ulaşmışım, yerde yatan biri kırk diğeri onlu yaşlarda iki bayan,iki metre ileride daha yeni yıkamadan çıktığı belli bir BMW X6, hemen çevremden başlayan dört metre yarı çapında insan kalabalığı,bırakın hastanın sesini, nefes alışını, kendi sesimi bile duyamadığım bir gürültü…İşte böyle bir mekan ve zamandayız. Tıbba başladığımdan beri hocalarımız defalarca ilk yardımın önemini anlatmıştır. Tıp adına bir kimsenin hiçbir şey bilmese bile en azından temel A B C D kuralını bilmesi gerekir. A: airway( hava yolu), B: breathing(nefes alıp verme), C: circulation(dolaşım sistemi), D :disability(hareket kısıtlığı- nörolojik sorun). Ne zaman yalnız kalsam, yolda yürüsem bunları aklıma getirip tekrar ederdim, ne zaman lazım olacağı belli olmaz malum.

Evet, olayın içine girmiştim. Ortalık mahşer gibi, kimisine göre de akşamın sıkıcılığını atacak bir karnaval. Çok az kimse yardıma gelmiş, yardıma gelenlerinde çok azı bilinçli,gördüğüm kadarıyla onların da hiçbiri ilk yardım bilmiyordu. Bildiklerimi uygulamamın bana farz olduğu düşündüm. Hemen avazım çıktığı kadar bağırarak tıp fakültesinde okuduğumu ,herkesin yaralının başında dağılmasını istedim.Allah’tan iki kişi bana yardımcı olmak için etraftakiler dağıtıyordu.Tam ben hastayla konuşmaya çalışırken teyzenin birinin elinde iki tane pet şişesiyle kafamın üzerinden hastalara su vermeye çalıştığını gördüm. Teyzeye

-teyze, ben tıp öğrencisiyim, burada bişeyler biliyoruz, bi çıkın başımızdan, dedim.Teyzenin

-biz de bişey biliyoruz oğlum, demesiyle şok oldum.

Ne yani boşu boşuna mı o kadar okudum.Gel o zaman sen hallet teyze! diyecektim ,diyemedim. Teyzeyi zor bela başımızdan savdıktan sonra hastaya tekrar döndüğümde yerdeki yaşlı kadının başını birisi dizine koymuş, diğer kızı ise biri kucağında tutuyor. Merak ediyorum ve bu insanlara sormak istiyorum; hiç mi televizyondaki kaza haberlerine denk gelmediniz. Hadi onuda geçtim tekrarı bile reytingde ilk beşe giren ‘Doktorlar’ saçmalığını da mı izlemediniz. O da olmadı tamam, bir şey bilmiyorsanız niye biliyormuş gibi davranıyorsunuz. Hastaların omuriliği kaza esnasında zedelenmişse boynunu veya belini oynatmak kadar büyük bir yanlış olabilir mi, size soruyorum sayın okur. Bu kişi kazadan değilde sırf bu bilinçsizlikten felç olursa hesabını kim verecek, yaralıya ”yardım eden” mi? Hayır! sürücü, doktor yada  ilk yardımda bulunmaya çalışan zavallı ben! Evet olan olmuştu yaralı bir kez yerinden oynatılmıştı , bir daha oynatıp düzgün bir yere yatırmaya çalışmak durumu daha da kötü yapardı. Nihayetinde hastaya ağrısı olup olmadığını , bir rahatsızlık hissedip hissetmediğini sorabildim. Karın tarafında biraz ağrısı varmış. ufak bir yumuşak dokusu zedelenmesi de olabilir, kemik kırılması hatta iç kanama da olabilirdi. Şükür ki çok geçmeden ambulans geldi ve ben yerdekileri onlara teslim edip abimle yoluma devam ettim. ilk yardım maceram yarıda kalsa da derslerde öğrenemeyeceğim bir şey öğrendim: yaralıdan önce toplumu tedavi etmeliyiz, evet toplumu…

Üçü Bir Arada Hayatlar

benzerlik

Yazacak ne kaldı ki sanki. bütün kelimeler kullanıldı aynı cümleler içinde.düşünceler bollaştıkça sığlaştı. Kurak mevsimde bir avuç suda hapsolan balık gibi kalakaldı insancıklarımız başkasının sözcüklerinde. Belki ellerinden alındı fikirleri , belkide kendileri sundu gümüş bir tepside.

Üçü bir arada hayatlarımız var artık.kreması, şekeri, kahvesi. Bir parça su oldu bizi diğerinden ayıran. Beriye kalanlar ise “oha falan”lar, “aynen aga”lar, “deeermişim”ler ve diğer -şimdiki deyimiyle- copy-paste ler. Sahi n’oldu da bu hale geldik? İnsanların değerini koltuğuna sıkıştırdığı kitabın kalınlığından ölçerken şimdilerde “değer”in değerini ölçecek bir tartı kalmadı elimizde. Hepimiz birer fabrikadan çıktık, aynı torna da yontulduk sanki. Birer A4 kağıt gibiyiz.enimiz boyumuz belli. Bizden yapılacak bir uçağın bile gideceği en uzak yer belli. Bizden beklenecek en iyi şey ise sırayla bir fotokopi makinesine girip temiz beynimize ve ruhumuza basılacakları beklemek olacak elbette.


Anlatılmaz Ölünür

Bir saatim kaldı. Nasıl olacağını sormayın işte. Sadece bir saatim kaldı. Dünya için ben, benim için dünya olmayacak artık. Bir saatim, hayır 59 dakikam kaldı.

İstediğim herkesin şu anda yanımda olması mümkün olsaydı onlara neler söylerdim. Affet beni kardeşim. N’olur ağlama abla. Dik dur baba. 50 dakikam kaldı.

Pişmanım hem de çok. Neden neden bütün bunları yaptım Allah’ım? Affedecek misin beni? Bunca hakkı nasıl ödeyeceğim? Birçoğunun arkasından konuştum. Çok kere yalan söyledim, abarttım olduğundan farklı anlattım. Kandırdım. Küçümsedim. Aşağıladım. Yapmam gerekeni yapmadım, yapmamam gerekeni uslanmadan defalarca yaptım. Pişmanım hem de çok. 35 dakikam kaldı…

Bir dahaki sefere diyemiyorum, o yüzden keşke diyeceğim. Aman Allah’ım ne kadar çok fırsatı kaçırmışım. Keşke daha cesur olsaydım. Gözümü karartsaydım. İşte o an taşı gediğine koysaydım. Keşke! Ayrılmadan elini öpseydim keşke. Bilmezdim bir daha görmeyeceğimi. Dönüp baksaydım yüzüne sen beni izlerken. Gurur yapmasaydım o an. Bu kısa hayatta arkamda bırakacağım şeyler bir mezar ve kemiklerden ibaret olmasaydı. Ne bileyim; bir şiir, bir resim, bir anı, aşk dolu bir kalp. Ve daha neler. Keşke biraz daha vaktim olsaydı. 20 dakika…

Hiç umudum yok diyemem. Bir keresinde bir kedi yavrusuna süt vermiştim. Bana bu merhameti veren Allah’ım sen benden daha az merhametli olabilir misin? Hatırlıyorum yaşlı teyzelere yer vermiştim, arkadaşımın çantasını taşımıştım, yoldaki dilenci elimdeki suyu istemişti, hiç düşünmeden uzatmıştı. Ha bir de sık sık gülümsemiştim. Yaptıklarımın telafisi değil belki ama biliyorsun beni terbiye eden Allah’ım, kötü biri değilim. 10 dakika…

Baba düşündüğün kadar olmasa da benimle hep gurur duyacaksın. Bazen bir köşede gözlerin ıslanacak. Yutkunacaksın ama boğazında kalacak… Abla buna da ya sabır de. Biliyorsun bekliyoruz seni bir durak ötede. Abi dağ gibi dur sende. Sakın gözlerin yaşarmasın. Ağlayacaksan kimsenin görmeyeceği bir yerde gizli gizli ağla, yumruğunu duvara orda vur. Kardeşim beni zamanla unutacaksın. Daha neler göreceksin hayatında. İlk zamanlarda birisi abi deyince yere bakacaksın, ama hatırlamayacaksın beni çok fazla. İşte sana sık sık kızardım, bazen tatlı kavgalar ederdik falan filan, o kadar yani… Uzun bir dakika…

Allah’ım bu kadar tatlı mıydı derin bir nefes almak. Bir kere daha… Saniyeler ruhumu kemirirken mi anlamalıydım hayatın anlamını? Hayır! Sormayın bana ne olduğunu. Anlatılmaz bu ölünür çünkü!

Kimse idealistleri sevmez (I)

“Sende icat çıkarma” ,”başımıza iş açma”, “eski köye yeni adet getirme”. Evet, yeniye karşı bir düşmanlık taşıyoruz bununla da yetinmeyip yeni fikri düşünmeye bile karşı çıkıyoruz. Bilmemiz gereken tek şey eskinin bize yettiğidir ve “neme lazım” cılıkla bugüne kadar gelindiyse bundan böylede gidebileceğidir o kadar.

Aklına harika bir fikir geldiğinde bunu paylaşırsan hemen görürsün.”öyle şey mi olur” ,” adam sende”ciler hemencecik etrafınızda bitecektir. Hayır ben düşünemediysem sende düşünemeyeceksin, ve de düşündürtmezler nihayetinde. Ortaçağdan ilham alan tüm karanlık efsuni sözleriyle sizi vazgeçirmeye, caydırmaya çalışacaklar

Bişey sorabilir miyim?

Hastanede üzerinizde önlük varsa başınız beladadır. Koridorda üstünüze üstünüze yürüyen onlarca hasta size operator profesor doktor olarak bakar, koridordayken her şeyi bilirsiniz bilmelisiniz onların gözünde. Anestezi kaçıncı katta, kafeterya bu saatte açık mı, endokrinci Osman hoca yerinde midir, hematolojide en erken ne zaman randevu alınabilir, cafede sütlü kahve kaç liradır, mortgage krizi Türkiye’yi de etkiler mi…

Bu sorulara muhatap kalmamak için hocalarımı uzun uzun inceledim koridorda. Nasıl yürüyorlardı yürürken nereye bakıyorlardı yüz ifadeleri nasıldı ki de kimse onlara soru sormuyor da bize soruyordu. İzlenimlerim bana şu sonuçları gösterdi:

1-kimsenin yüzüne bana soru sor, bana soru sor der gibi bakmayacaksın. Hatta mümkünse kimsenin yüzüne bakmayacaksın

2- yüz ifaden çok donuk olacak ve asık suratlı olacaksın. Size bakan az önce berbat bir ameliyattan çıkan ve üzerine öfkesini kusacak birilerini arayan bir kasap cerrah görmeli, göreyim sizi

3-ufuk çizgisine odaklanın, koridorun sonunu görmeye çalışın

4-koşar adımlarla yürüyün, hastanede sizden acelesi olan başka ikinci bir kimsenin olmadığına inandırın

5.si ve en önemlisi asla ama asla durmayın, eğer bikerecik de olsa anestezinin nerde olduğunu söylemenin nasıl bir zevk olduğunu öğrenmek isterseniz, buna pişman olana kadar bir sorunun arkasından diğerini soracaklardır. Oradan hemen uzaklaşın

Elbette ne yaparsanız yapın kaçamayacağınız kişilerde vardır. Başımdan geçen bir olayı anlatayım:

Sabahın erken saatlerinde koridorların en kalabalık olduğu zamanda herkesin soru soracak bir önlüklü aradığı anda masum ve hızlı bir şekilde yürüyordum. ufuğa bakarken uzaktan bir kadının beni gözüne kestirdiğini fark ettim. O bana doğru yürüyor ben ona yaklaşıyordum. Ben koridorun diğer tarafına yanaşırken oda aynı tarafa geçiyordu. Ve kaçınılmaz oldu beni durdurdu:

-pardon bir şey sorabilir miyim?
-elbette ama biraz acele olabilir mi?
-bu kâğıttaki sonuç ne anlama geliyor
Ben acelem olduğu için hemen neyle ilgili olduğuna bakmadan değerlere baktım. Sonuç iki uç değer arasında duruyordu. Ben de haliyle
-sonuçlar normal görülüyor, önemli bir şey yok demiştim ki kadının suratı birden değişti
-ama hamilelik testi dedi
Bide baktım β-hcg değerleriymiş. Hamilesin desem ayrı bi dert, değilsin desem ayrı bi dert : )