Etiket arşivi: ölüm

Bi Sigarası Vardı

o sizi bırakmadan

Ben adına Abdullah diyeyim. Herkes okudukça oraya zaten başka isimler koyacak. Abdullah amca, eşinin söylemesiyle, askerliğinden beri günde bir paket sigara içiyormuş. “Eşinin söylemesiyle ” diyorum çünkü kendisi artık konuşamıyor. Gırtlağında büyükçe bir delik var ve sürekli hırıltılı bir şekilde öksürüyor.

Teyze devam ediyor: 10 yıl önce boğazı ve çenesi şişmeye başlamış. Geçer işte deyipte merak edip doktora gitmemişler. 6 yıl geçmiş ama şişlik geçmemiş. Abdullah amca nefes alamayacak seviyeye gelince, artık boğazından geçen hava vücuduna yetmeyince, elleri kolları havasızlıktan çırpınmaya başlayınca ve de şişliğin artık geçmeyeceğini anlayınca nihayetinde doktora gitmiş. Hemen acilen boğazına bir delik açılmış daha rahat nefes alsın diye. Bir kaç gün sonrada gırtlağı alınmış. incelemede gırtlak kanseri çıkmış. Yetmezmiş gibi ameliyattan sonra yemek borusu daralmış Abdullah amcanın.

sigara öldürür

Neyse ki kendileri “herhalde geçer” diye düşünmelerine fırsat kalmadan doktorlar fark etmiş. 3 defa genişletme ameliyatı olmuş ama nafile. Abdullah amca şu anda suyu bile zor içiyor. Teyzeye soruyorum “var mıydı başka alışkanlığı?”. “Yok oğlum, yok. Hiç bir şeyi yoktu. Bi sigarası vardı” diyor

“Ne zaman bıraktı?” diye soruyorum. “Ameliyattan 2 ay öncesine kadar”. Yani can boğaza dayanıncaya kadar.

“Bi sigarası” varmış Abdullah amcanın. 35 yıl tükettiği paketler değil canıymış. Bedeni 6 yıl hava diye çırpınmış ama o “bi sigarasını” bırakmamış.

İçimden Abdullah amcaya şairin dediği gibi geçiriyorum:

“Gelme artık neye yarar”

FTR Stajı Ve Doktorların Duyguları Üzerine Kısayazı

fizik tedavi ve rehabiltasyon

Fizik tedavi rehabilitasyon (FTR) stajına başlayalı bir kaç gün oldu. Şu ana kadarki yaptığım en uzun yaz tatilinden sonra böyle kolay bir staja başlamak beni rahatlatmıştı. İlk gün bütün arkadaşlar özlem giderdik. Ee neticede şehir dışında tıp okuyorsanız ailenizden çok fakülte arkadaşlarınızı gördüğünüz için en sevdiklerinizin yanında olsanız da onları özlüyorsunuz. Klasik nasılsın, tatilin nasıl geçti muhabbetinden sonra herkes yavaş yavaş stajına yoğunlaşmaya başlıyor, tabi bir yandan da sessizce alevlenen TUS ateşini unutmamak lazım

Stajın ilk günü her zaman çok sıkıcı olmuştur. Asık yüzlü yardımcı doçent gelir. Sessizce seminer salonun arka kapısından gelerek kürsüye geçer. Ardından soğuk bir gülümseme, bir merhaba… Cebinden bir şeyler çıkarır, bilgisayara takar. Projeksiyondan mavi arkan plan üzerine Yard. Doç. Bilmem NE yazan bir slaytla başlayan dersin gidişatı, stajın içeriği, sınavın şekli falan filan bissürü şey anlatır. Bu arada herkes sus pus dinler. Sonra hiç ara vermeden ilk konuya yani artık dinlemekten illallah ettiğimiz anamneze geçer. Bu arada soğuk yüz ifadesinden bir şey kaybetmemiştir. Sayın tıpçıklar bu yar. doç.larda seste canlılık, espiri falan olmaz mı hiç. Hep ben mi denk gelirim bunlara merak ediyorum. Evet, FTR’nin de ilk günü de böyle olmuştu. Akşam yorgun argın dönerken yarınında böyle mi olacağını merak ediyordum.

özürlülük sembolleriErtesi sabah 8:30 da hocamızı vizit için bekliyorduk sonunda hasta görecektik, dün gördüklerimizi hatırlayacaktık. Girdiğimiz ilk iki oda tetraplejik (iki eli ve ayağı felç olan) hastaydı. İkisi de yaşlı amcalar, bi fena oldum. Sonraki odada yatakta genç bir hasta görünce “gençtir hızlı toparlanır” diye düşündüm. O da paraplejik( iki ayağı felç )miş. Bunlar yetmezmiş gibi sacrumunda evre IV, nedbe dokusundan kas ve kemiklerin dahi görülmediği bir bası yarası görünce daha da vizitte kendime gelemedim. Daha ikinci günden FTR ile ilgili hüsn-ü fikirlerim yıkılıp gitti.

Ama şu bir gerçek ki “tıbbiye”deyseniz zamanla bütün duygularınızı yolun bir kenarına bırakıyorsunuz. Sizin için az önce ölen bir kişi sadece bir “ex”tir. Yarın hayat, geri kalanlar için kaldığı yerden devam eder. Bir kişiye hayatı boyunca artık yürüyemeceğini saatin kaç olduğunu söyler gibi söyleyebiliyorsunuz. Hayır, insanlıktan çıkmadık, bir aksiyon filminden fırlama gözü pek bir ajanını insan cesetlerine baktığı gibide bakmıyoruz ölülere. Biz bir fedakârlık yaptık, hepimizin refah hayatı karşısında –farkında olarak ya da olmayarak- bir fedakârlık yaptık…

Bu yazı bir staj değerlendirme yazısı olarak başladı ama ben yazıyı bitirmeden staj bitti. Yoğunluğumdan yeterince yazı yazmaya eğilemedim. Şimdi geçtiğim staj ise enfeksiyon hastalıkları, bu yılın en yorucu stajı olacak, umarım artık iki yazı arasında bu kadar boşluk olmaz. Her güne yeni bir tus bilgisi dileğiyle…

Anlatılmaz Ölünür

Bir saatim kaldı. Nasıl olacağını sormayın işte. Sadece bir saatim kaldı. Dünya için ben, benim için dünya olmayacak artık. Bir saatim, hayır 59 dakikam kaldı.

İstediğim herkesin şu anda yanımda olması mümkün olsaydı onlara neler söylerdim. Affet beni kardeşim. N’olur ağlama abla. Dik dur baba. 50 dakikam kaldı.

Pişmanım hem de çok. Neden neden bütün bunları yaptım Allah’ım? Affedecek misin beni? Bunca hakkı nasıl ödeyeceğim? Birçoğunun arkasından konuştum. Çok kere yalan söyledim, abarttım olduğundan farklı anlattım. Kandırdım. Küçümsedim. Aşağıladım. Yapmam gerekeni yapmadım, yapmamam gerekeni uslanmadan defalarca yaptım. Pişmanım hem de çok. 35 dakikam kaldı…

Bir dahaki sefere diyemiyorum, o yüzden keşke diyeceğim. Aman Allah’ım ne kadar çok fırsatı kaçırmışım. Keşke daha cesur olsaydım. Gözümü karartsaydım. İşte o an taşı gediğine koysaydım. Keşke! Ayrılmadan elini öpseydim keşke. Bilmezdim bir daha görmeyeceğimi. Dönüp baksaydım yüzüne sen beni izlerken. Gurur yapmasaydım o an. Bu kısa hayatta arkamda bırakacağım şeyler bir mezar ve kemiklerden ibaret olmasaydı. Ne bileyim; bir şiir, bir resim, bir anı, aşk dolu bir kalp. Ve daha neler. Keşke biraz daha vaktim olsaydı. 20 dakika…

Hiç umudum yok diyemem. Bir keresinde bir kedi yavrusuna süt vermiştim. Bana bu merhameti veren Allah’ım sen benden daha az merhametli olabilir misin? Hatırlıyorum yaşlı teyzelere yer vermiştim, arkadaşımın çantasını taşımıştım, yoldaki dilenci elimdeki suyu istemişti, hiç düşünmeden uzatmıştı. Ha bir de sık sık gülümsemiştim. Yaptıklarımın telafisi değil belki ama biliyorsun beni terbiye eden Allah’ım, kötü biri değilim. 10 dakika…

Baba düşündüğün kadar olmasa da benimle hep gurur duyacaksın. Bazen bir köşede gözlerin ıslanacak. Yutkunacaksın ama boğazında kalacak… Abla buna da ya sabır de. Biliyorsun bekliyoruz seni bir durak ötede. Abi dağ gibi dur sende. Sakın gözlerin yaşarmasın. Ağlayacaksan kimsenin görmeyeceği bir yerde gizli gizli ağla, yumruğunu duvara orda vur. Kardeşim beni zamanla unutacaksın. Daha neler göreceksin hayatında. İlk zamanlarda birisi abi deyince yere bakacaksın, ama hatırlamayacaksın beni çok fazla. İşte sana sık sık kızardım, bazen tatlı kavgalar ederdik falan filan, o kadar yani… Uzun bir dakika…

Allah’ım bu kadar tatlı mıydı derin bir nefes almak. Bir kere daha… Saniyeler ruhumu kemirirken mi anlamalıydım hayatın anlamını? Hayır! Sormayın bana ne olduğunu. Anlatılmaz bu ölünür çünkü!